18 Nisan 2023 Salı

İRFAN’IN PENCERESİ’NDEN - Kırk Bir Yılın Hikâyesi 2 - “Çile”

İRFANIN PENCERESİ’NDEN

Kırk Bir Yılın Hikâyesi 2

“Çile”

 

Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş; Fikir çilesinden büyük işkence.” (1)
Böyle der merhum şair Necip Fazıl Kısakürek, bütün şiirlerini topladığı ve kitaba da adını veren Çile isimli şiirinde. Bu şiir, liseyi bitirmiş, canını dişine takıp can havliyle çalışıp üniversiteyi kazanmış genç bir delikanlı olarak yeni bir dönemin eşiğinde olan beni, halet-i ruhiyemi en iyi anlatan şiirdir diyebilirim. Artık bir öğrenci değil yine onun tabiriyle “beyni zonk zonk sızlayanlardan biri”ydim, “aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın; benliğim bir kazan ve aklım kepçe” olup, “deliler köyünden bir menzil aşkın” mesafede, her fikir içimde bir çift kelepçe” idi, “başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam?” bilmiyordum, hatta “kazanda su kaynasa sanki ben pişiyor(d)um; bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyor(d)um...”
 
Kitaplarının bir kısmını okuduğum Necip Fazıl’la hiç karşılaşmadım, zaten üniversiteye başladığımın ertesi senesinde (1983) yılında hayata veda etti. O yıllarda Türk Edebiyatı dergisi devamlı okuduğum dergiler arasında idi. Dergide şairle ilgili yazılar ve vefatını takiben de anısına bir özel sayı yayınlandı. Necip Fazıl’ın ilk okuduğum kitabı “Çile” ve “Son Devrin Din Mazlumları”ndan sonra dört beş kitabını daha okudum. “Çöle İnen Nur” şairin, şairane bir dille ve tasavvufi bakış açısıyla Hz. Peygamber (as)’in hayatını kaleme alması idi. İlmi ve akademik bir yönü yoktu. “Veliler Ordusundan 333 – Halkadan Pırıltılar” ve “Başbuğ Velilerden 33 – Altın Silsile” ise tasavvufa meyletmesi (şeyh Abdulhakim Arvasi’ye intisabı) ve mensubiyeti sonrası yazdığı kitaplar olup mutasavvıfların hayat ve kerametlerinden, menkıbelerinden örneklerle doludur. Belki de fikir ürünü olarak zikredilebilecek birkaç eserinden biri olan “İdeolocya Örgüsü” kanaatimce bütün hayatı çalkantılı, iniş çıkışlarla, çelişkilerle, mahkemelerde, hapishanelerde, memleketin durmadan değişen siyasi atmosferinde geçmiş (2) bir edebiyatçının, bir şairin, bir hatibin, bir eylem adamının ülkenin ve dünyanın o anki verili koşullarında ürettiği çözüm önerilerini içeren bir ideolojik örgü, öneri ve reçetesi idi. O yıllarda dahi, daha fikirleri henüz filizlenmeye, oluşmaya çalışan bir genç adam olarak benim bile gayretli samimi ama ciddi ve kayda değer bulmadığım bir çalışma idi. Bugün ise tarihi değeri olan bir çözüm teklifi girişimi olarak gördüğümü söyleyebilirim. 
 
Bu ülkede Nazım Hikmet nasıl sol, sosyalist, komünist çizginin sembol şairi ise, Necip Fazıl da milliyetçi muhafazakâr mukaddesatçı (sağ) çizginin sembol ismidir. İkisi de bir döneme damga vurmuş, iyi şairlerdir. Ama kanaatimce ideolog, mütefekkir değillerdir. Seçtikleri yoldaki mücadeleleri, çektikleri sıkıntılar (ki Ankara Ulucanlar Cezaevi’nin Müze haline getirilmiş halini gezerken Necip Fazıl’ın koğuşunu, merhum Osman Yüksel Serdengeçti ile avluda volta atarken ki fotoğraflarını görmüştüm) onları aksiyon adamı yapar ama mütefekkir yapmaz. Bu nedenle bir dünya görüşünün, fikir akımının rehberi, mimarı olamazlar. Bu konudaki görüşümü yıllar önce şair yazar İsmet Özel’le ilgili kaleme aldığım bir makalede dile getirmiştim. (3)
 
İki yıl önce İstanbul Fatih Belediyesi Kültür Sanat Merkezi'nde merhum Aliya İzzetbegoviç'i anma toplantısına katılmıştım. Konuşmacılardan biri konuşması boyunca Necip Fazıl ve Aliya’yı karşılaştırıp ikisinin de mütefekkir olduğundan dem vurdu. İki saatin sonunda da salondaki dinleyicilere soru ve katkı fırsatı bile vermeden birbirlerini kutlayıp kalktılar. Ben de konuşmacılar dağılırken Aliya ile Necip Fazıl'ı karşılaştırıp denk gören kişiye itirazımı, Aliya’nın bir düşünür ve devlet adamı, Necip Fazıl’ın ise şair (edebiyatçı) ve aksiyon adamı olduğunu ilettim. Hoşuna gitmedi, hatta kızdı. Ama ne yapalım ki, “Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilemez”.
 
Burada bir parantez açıp bir paragraf ile de olsa Cumhuriyetin yüz yıllık tarihinde kısa, hızlı bir yolculuk ve değerlendirme yapmak istiyorum. Zira akabinde Necip Fazıl ve 2000’li yılların siyaset dili ve tarzı ile ilişkisi konusunda bir şeyler söylemek istiyorum.
 
Millî Mücadele sırasında kurulan TBMM’nde, mücadele kazanıldıktan sonra yeni sistemin nasıl bir şekil alacağı konusunda görüş farklılıkları olan iki farklı ana grup oluşmuş ve bilahare bu gruplardan biri (CHP) devlet yönetiminde egemen ve tek söz sahibi olmuştur. Diğer grup muhalefet şansı bile bulamamıştır. DP’nin kuruluşuna kadar geçen sürede bir ikinci partinin var olma şansı bir türlü ol-a-mamış, açıp kapanma-kapatılmaları bir olmuştur. Demokrat Parti ile başlayan çok partili yeni siyasi süreçte, sistem içi mücadelede sol diye bilinen kesim (burada sağ sol deyimleri bilindik meşhur şekliyle kullanılmıştır) genelde birkaç farklı isimde parti olsa bile genelde CHP ismiyle yoluna devam ederken, sağ diye bilinen diğer kesim sistemin baskısı sonucu (tıpkı bugün ağırlıklı olarak Kürt kesimin partisinin farklı isimlerle devam etmek zorunda kalması misali) farklı partilerle yolculuğunu sürdürmek zorunda kalmıştır. Ve sonunda 21 yıl önce kurulan AKP ile sistem içi (MNP ile başlayıp RP ile devam eden) İslamcı çizgi, merkeze doğru hareket ederek adeta ilk TBMM’deki saf dışı edilen grubun yerini almasına benzer uzun bir iktidar sürecine adım atmış, zaman içinde (özellikle MHP ile ittifak yaptıktan sonra) nerede ise sağcı bilinen çizgiyi tümüyle içine alıp temsil eder konuma gelmiştir. Yaklaşan seçimler öncesi bütün bu farklılıklar, tarihi seyir alt üst olmuş, sağ sol birbirine iyice karışmıştır. Cumhur (hadi sağ diyelim) İttifak’ında YRP, DSP yer aldığı, alabildiği gibi Millet İttifakı’nda da (hadi sol diyelim) AKP’den kopan Gelecek ve DEVA, eski RP olan Saadet, MHP’den kopan İYİP ve en ilginci de DP yer alabilmiştir. Tabir-i caizse bütün ezberler bozulmuş, her şey tepetaklak olmuş, kartlar yeniden karılmıştır. Yine bu süreçte beni en çok şaşırtan ve dehşete düşüren şey de DSP genel başkanı olan kişinin sağ! ittifaka dahil olur olmaz karşı ittifakı “küffar” olarak nitelemesidir ki, bu tam da akla ziyan, “Allah’ım aklıma mukayyet ol” ve “Oynatmaya az kaldı, doktorum nerde?” denilecek bir ahval ve şeraittir. (4) Bir ülkede muhalefeti “zillet ittifakı” diye tahkir ve tezyif etmenin de ötesinde siyaset seviyesi nasıl bu kadar dip yapabilir, insaf, edep ve ahlak sınırlarını aşıp nasıl bu kadar acınacak, ağlanacak hale gelebilir, artık aklım havsalam almıyor. “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” deyimi bu olsa gerektir.
 
Parantezi kapatıp bu kısa tarih analiziyle bağlantılı olarak Necip Fazıl fikriyatı ile son yirmi yılın ilişkisi hakkında iki yazıyı dikkatlerinize sunmak ve bir saptamada bulunmak istiyorum. (5, 6) 
 
 “Necip Fazıl, hiçbir zaman bu son on yılda olduğu kadar yüceltilmedi ve bir “mürşid” gibi ön plana çıkarılmadı… Kuşkusuz bu gelişmede AKP iktidarının, özellikle de Başbakan (ve Cumhurbaşkanı) Erdoğan’ın rolü belirleyici olmuştur.” (5) Hatta onun tarafından “rehber” olduğu bile dillendirildi. (7) Adına 2014’ten beri Kültür Bakanlığı desteği ve siyasi iktidarın en üst ve en geniş katılımı ile ödüller verilmektedir. (8) Cumhuriyetin ilanı sonrası gözlerden ırak ve göz hapsinde tutulan şair Mehmet Akif Ersoy bile Necip Fazıl kadar öne çıkarılmamış, adı verilmiş bir üniversite tarafından 2016’dan sonra adına, (ilkini bir kenara bırakırsak çoğu zaman kamuoyunun bile haberi olmayan) ödüller verilmiştir. (9) Kuşkusuz bu konuda ilgili yazarın Üstatla (Necip Fazıl) Akif arasındaki derin ahlak ve karakter farkını bir yana bırakırsak, fikrî ayrılıkları İslâmcılık anlayışlarında yoğunlaşıyordu. Akif geleneği sorgulayan; aklı, bilimi ve çağın gerçeklerini dikkate alan, menfaatine göre yön değiştirmeyen erdemli Müslüman hasretiyle kıvranırken; Üstat, duyguları ve heyecanları coşturan, popülist, gelenekçi ve reaksiyoner İslamcılık edebiyatı yapıyordu. Akif’in ve o nesilden İslamcıların telkin ettikleri dindarlık, kendini sorgulatan, başarısızlıkların sebeplerini önce kendi cahillik, tembellik ve erdemsizliğinde aratan dindarlıktı. Necip Fazıl, Kadir Mısıroğlu ve benzerleri ise izleyenlerini kendi kusurlarını saklamaya, başkalarını suçlamaya yönelten; hınç, öfke ve kin yükleyen, rövanşist, intikamcı bir İslamcılık telkin ettiler. Bu ikincisi nefislere daha çekici ve “faydalı” geldiği için birincisini bastırdı” tespitlerine aynen katılıyorum. (6) Son yirmi yılda siyasi iktidar tarafından Mehmet Akif’ten ziyade Necip Fazıl’ın daha çok öne çıkarılıp çizgisinin takip edilmesinde, Necip Fazıl’ın Mehmet Akif’i beğenmeyip tahkir ve tezyif nitelikli sözler sarf etmesi bir yana Necip Fazıl’ın siyasi iktidarın öne çıkardığı, adını bazı yerlere yere verip diziler yaptırdığı Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’e Mehmet Akif gibi muhalif olmayıp onu öven kitap ve makaleler yazması da etkilidir. (10) Halbuki tarih söz konusu olduğunda övgücü ve sövgücü tarafgir yaklaşımlardan uzak olmak doğru olan yaklaşımdır. Yeri gelmişken bu bağlamda okuyup beğendiğim ve kendisi de bir şair olan Metin Önal Mengüşoğlu’na ait olan Müstesnâ Şair Mehmed Akif ve Mağrur Öfke Necip Fazıl kitaplarını da meraklılarına tavsiye ederim. (11, 12)
 

İşte demin antrparantez cumhuriyetin ilk yüzyılının kısa analizinde dile getirdiğim milliyetçi muhafazakâr mukaddesatçı hatta ılımlı İslamcılıkla karışık sağ çizgi,  tek parti döneminde ve sonrasında derin devletin ulusalcı kanadı tarafından zaman zaman (1960 darbesi, 28 Şubat Süreci gibi) devletten ve imkanlarından diğerlerine kıyasla büyük ölçüde mahrum bırakıldıkları, itilip kakıldıkları, Necip Fazıl’ın deyimiyle “Öz vatanında garip, öz vatanında parya” oldukları hissine kaptırıldıkları için son yirmi yıllık ve özellikle son on yılda Necip Fazıl şahsında onun hayatı boyunca verdiği mücadelede, dile getirdiği fikriyatta kendilerini buldular. Halbuki Necip Fazıl’ın yaşadığı dönem ve şartlar hem ülkede hem de dünyada farklı idi. Ve Necip Fazıl o yıllarda mücadelesinde, kitaplarında ve hiciv şiirlerinde dile getirdiği eleştirilerinde bir yere kadar haklıydı. Vefat ettiğinde bile ülkede yeni bir darbe olalı henüz çok olmamıştı. Fakat 2000’li yılların başında iktidara geldiklerinde-getirildiklerinde haklı olan dindar muhafazakâr cenah, aradan 20 yılı aşkın zaman geçtikten sonra bugün için haklılıklarını büyük ölçüde yitirmişler, o vakitler mağdur mazlum mahrumken bugün mamur ve mağrur hale gelmişlerdir. Acı ve hüzünlü olanı da siyasette Necip Fazıl dili, anlayışı ve çizgisi ‘rehber’ edinilince yazarın dediği gibi ülkede Sonuçta bireyi ve toplumu arıtıcı, yüceltici sahih dinî bilginin, bilim ve tefekkürün meyvesi olan makul ve üretken birleştiriciliğin yerini, ideoloji ve duygusallığın ürettiği kontrolsüz tepkisellik ve ayrıştırıcılık aldı.” (6)

Sadece tepkisellik, ayrıştırıcılık, polemikçilik, çatışmacılık, tarafgirlik, öfke (nefret) dilinin hâkim olup zaman zaman tahkir ve tezyife vardırılması değil vaktiyle bu çizgiden Salih Mirzabeyoğlu (Salih İzzet Erdiş) isimli biri ve bağlıları tarafından İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA-C) adı altında bir örgüt peydahlanarak tedhiş ve terör yöntemleri dahi devreye girebilmiştir. Banka soygunlarından kişilere şiddet uygulamaya hatta silahlı saldırılara kadar vardırılmıştır. Yıllar önce İslamcı bir gazetede bu kişiye ait şöyle bir ifadeye rastladığımı, şaşırıp dehşete düştüğümü hatırlıyorum. “Vakti saati geldiğinde defterler dürülecek, kelleler koparılacaktır”. Çok geçmeden bu ülkede şiddetten uzak, görüş ve kanaatlerini İktibas Dergisi’nde kamuoyu ile paylaşan yazar Ercümend Özkan’ın Ankara Sıhhiye’deki bürosuna İBDA-C’li biri tarafından bombalı paket bırakıldı. Allah’tan patlamadan fark edildi ve tesirsiz hale getirildi. Kendileri gibi düşünmeyenleri, inanmayanları bir zamanların Kürt Hizbullah’ı gibi katletmek istemeyen bu güruhtan ilgili teröristi olay yeri tatbikatı ve yüzleşmek için getirdiklerinde merhum Ercümend Özkan, bu zavallı ve gafil teröriste demiş ki; “Hadi beni öldürmeyi kafanıza koydunuz. Peki neden bombalı paket gibi bir yolu tercih edip o sırada bu büroda ve binada bulunan insanlardan ne istediniz? Ben kendi hesabıma hakkımı helal ediyorum ama onların hakkını helal edemem, o hak onlara aittir.” Bu vesileyle kanaatimce bu ülkede İslam’ı en iyi anlayan ve kavrayan öncü isimlerden biri (bana göre birincisi) olan Ercümend ağabeyimi sevgi, saygı ve rahmetle bir kere daha anıyorum. Bu vesileyle Ercümend Özkan’ın Necip Fazıl’la olan ilişkisini, anılarını ve düşüncelerini öğrenmek isteyenler için de bir kitap tavsiye etmek isterim. (13) Ercümend ağabey bu kitapta yer almayan bir anısında, gençliğinde Necip Fazıl’ın da bulunduğu bir sohbette onun “Kur’an Arapça değil Rabça’dır” demesi üzerine itiraz ettiğini, bunun üzerine onun da kendisine oldukça kızdığını dinlemiştim. Zira Necip Fazıl’ın Türk milliyetçisi olmasından hareketle takipçilerine din tahripçileri gözüyle baktığı Mısır’lı, Pakistan’lı ve Hindistan’lı İslamcı düşünürlerin kitaplarını okumaktan men ettiği bilenlerin malûmudur.

İşte bu ve benzeri sebeplerle “Bu üstat (Necip Fazıl gibi) ve abilerin çevresinde yetişen günümüz yazar, çizer, edebiyatçı, şair pek çok isimde de aynı muhafazakâr zihniyet, enaniyet ve kibri görmek mümkündür. Miras aynı şekilde geliyor. İstisnalar şüphesiz var, onlara saygı duyuyoruz. Ancak kâhir ekseriyetinin Özal, Refah Yol ya da AKP döneminin milletvekili, bakan ve bürokratlarını oluşturmaları ve özellikle son dönemde muhafazakâr demokrat anlayışla kucaklaşmaları sebepsiz değildir. Kitap yakan ve yasaklayan Kemalist -sol- batıcı bir zihinle, kitap yasaklayan muhafazakâr demokrat zihin arasında yasakçılık konusunda ne fark vardır? Aslında her ikisinin de yasakçılığı muhafazakâr olmalarından ve kendilerine güvensizlikten ileri gelmektedir. Kendi düşüncesine, inancına, paradigmasına güvenen bir zihin, farklılığı yasaklar ve ortadan kaldırmaya çalışabilir mi? Muhafazakâr statükocudur, saltanatçıdır, devletçidir. Taşlaşmış bir zihne, defolu bir akla sahiptir…” (14)

Birkaç yıl önce İstanbul’un bir ilçesindeki bir kitap fuarını ziyaretimde Büyük Doğu Yayınları standındaki satış temsilcisi arkadaşa da dediğim gibi “Necip Fazıl’ın kitaplarını dileyen ve isteyen herkes elbette okuyabilir. Hele yakın tarih sağcılığı, İslamcılığı konusunda okuma ve araştırma yapanlar bu çizgiyi öğrenmek için elbette okumalılar. Fakat benim kanaatime göre Necip Fazıl’ın okunabilecek ve tavsiye edebileceğim tek kitabı bütün şiirlerini topladığı Çile isimli şiir kitabıdır, tek kelimeyle harikadır. Çile’yi okumak, Necip Fazıl’ı, şiirini, düşüncesini anlamak için yeterlidir, şarttır. Çile’yi okumamak bir eksikliktir, kayıptır. Çile’nin (ve elbette Kaldırımlar ve Sakarya Türküsü’nün) şairini, yakın tarihe hitabeti, konferansları, hazır cevaplılığı ve mücadelesiyle damga vurmuş Necip Fazıl Kısakürek’i rahmetle anıyorum.

Rahmetli babamın mezar taşına Yunus Emre’nin “Yalancı dünya konup göçenler” şiirinden birkaç dize yazdırmıştım. “Toprağa gark olmuş nazik tenleri / Söylemeden kalmış tatlı dilleri / Gelin duadan unutman bunları / Ne söylerler ne bir haber verirler”. Manevi vasiyetimde ise mezar taşıma Necip Fazıl’ın “Biter” isimli şiirinden şu dizelerin yazılmasını arzu ediyorum. “Ölüm... O geldi mi ne var korkacak? Korkular biter / Fikir, açmaz artık beyinde kuyu; Burgular biter / Unuturuz hayat adlı uykuyu, Uykular biter”.

Üniversiteye adım attıktan sonra fakültede tanıştığım kişiler ve gruplarla ilişkilerimi, fikir ve hareket sürecimin nasıl etkilenip şekillendiğine ise bir sonraki bölümde devam edelim inşallah.

 

Kaynaklar:

1.     Çile, Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Yayınları; Şair-Yazar Metin Önal Mengüşoğlu’ndan, Necip Fazıl’ın ‘Çile’ isimli şiiri- https://www.youtube.com/watch?v=bQkbmqH2f3c&t=61s

2.     https://tr.wikipedia.org/wiki/Necip_Faz%C4%B1l_K%C4%B1sak%C3%BCrek

3.     Bir “Özel” Vaka Münasebetiyle, Arif Kaya, İktibas Dergisi, 299. Sayı, Kasım 2003; https://drive.google.com/drive/folders/1ng8edBxk2S1Tm10tfrclir0lSrI9oUGc

4.     https://onedio.com/haber/dsp-genel-baskani-onder-aksakal-insallah-14-mayis-ta-vatanimizi-kuffara-teslim-etmeyecegiz-1140982

5.     https://dunyalilar.org/necip-fazil-ve-akp.html/

6.     https://www.karar.com/yazarlar/mustafa-cagrici/ideoloji-insani-olarak-necip-fazil-12783

7.     https://www.yenisafak.com/gundem/cumhurbaskani-erdogan-necip-fazil-odulleri-sanat-zorbalarina-karsi-acilmis-bir-bayraktir-3727502

8.     https://www.necipfazilodulleri.com/

9.     https://akifodulleri.mehmetakif.edu.tr/

10.  Ulu Hakan II. Abdulhamid Han, Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Yayınları

11.  Müstesnâ Şair Mehmed Akif, Metin Önal Mengüşoğlu, Okur Kitaplığı, 6. Basım, 2016, İstanbul

12.  Mağrur Öfke: Necip Fazıl, Metin Önal Mengüşoğlu, Okur Kitaplığı, 5. Basım, 2019, İstanbul

13.  Ercümend Özkan ile İslami Hareket Üzerine (Söyleşi), A. Burak Bircan & M. Kürşad Atalar, Anlam Yayınları, 2. Basım, 2017, Ankara

14.  Muhafazakâr Zihin / Toplum, Talip Özçelik, 17.04.2023, https://islamianaliz.com/makale/14774178/talip-ozcelik/muhafazakar-zihintoplum



4 yorum:

  1. Sürükleyici güzel faideli bir yazı olmuş.
    Emeklerinize sağlık hocam.
    Necip Fazıl’a ülkücü, milliyetçi camiada geçmişteki gibi sempatiyle bakılmıyor. Vurguladınız da. İyi bir şair, zaman zaman coşan. Yoksa peşine düşülecek bir kimlik değil.
    Whatsapp'da bir okuyucunun notu

    YanıtlaSil
  2. Hocam hem iyi bir şair hem mütefekkir olunmuyor duyguların mantığı yok
    Whatsapp'da bir okuyucunun notu

    YanıtlaSil
  3. Kaleminize sağlık hocam.

    YanıtlaSil
  4. Elinize sağlık İrfan Bey

    YanıtlaSil