18 Eylül 2026 Cuma

ANNEANNEM İÇİN - İRFAN YALÇINKAYA

ANNEANNEM İÇİN - İRFAN YALÇINKAYA

Geçenlerde hayata veda eden merhum Serhat Kılıç’ın yorumladığı ve Peyk Grubunun solisti merhum İrfan Alış’ın seslendirdiği “Babaanne” adlı çalışma beni çok etkiledi. Öyle ki, 26 yılı aşkın bir zaman önce kaybettiğim anneannemi hatırladım. Elimdeki fotoğrafları ve ona ait kısa bir videodan kısa bir bölümünü bir araya getirip bu parça eşliğinde hazırladım. Böylece anneannemi (ebemi), merhum Gülsüm teyzemi, köyü ve köydeki evini hatırlamak, hatırlatmak istedim. Bütün insanların diriltilip ayağa kaldırıldıkları hesap gününe kadar nur içinde yat, huzur içinde uyu köy kokulu ebem.

Torunun İrfan Yalçınkaya / 18.09.2026

https://www.youtube.com/watch?v=9wXHr9os0ro



13 Eylül 2026 Pazar

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/30 - HAYAT'TA OYNAMAM-ULVİ ALACAKAPTAN

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/31
HAYAT'TA OYNAMAM-ULVİ ALACAKAPTAN

Tiyatro sanatçısı yazarın daha önce üç kitabını okumuştum. Bu son kitabında 50 yılı aşkın tiyatro yaşamındaki anılarını kaleme almış. Kendisini bir kere Beyan Yayınları'ndaki sohbette dinlemiştim. Bant (kaset) tiyatrosu çalışmaları da gençlik yıllarımın anıları arasındadır. 'İnsanlar ve Soytarılar' oyununu da internetten izlemiştim. İslam'a ciddi anlamda ilgi duyduğum 80'li yıllarda onun ismini de yazılı basında solculuktan İslam'a ihtida eden isimlerden biri olarak hatırlıyorum. Sonrasında da tiyatro ve gösteri sanatları icrasına devam etti. Tiyatro dindar kesimin olmadığı ve ilgilenmediği bir alan iken onunla birlikte bu alanda da kıpırdanma oldu, örnekler verilmeye başlandı. Alacakaptan gerek solcu olduğu gerekse de dindar olduğu zamanlardan bugüne kadar yarım asrı aşan sanat hayatındaki anılarını ve düşüncelerini bu kitapta toplamış, aynı zamanda bir yerde ülkemizin tiyatro tarihine de tanıklık etmiş. Bu nedenle kendisini bizzat kendisinden okuyup öğrenip anlamak için 'bir ömür bir kitap' ilkesinden hareketle okunmasını özellikle ve önemle öneriyorum. Kitabın olumsuz tarafları ise gerçi yazar sıkıcı olmasın diye yaptım demiş ama hatıraların ortaya karışık yapılması (yazılması), yazım hataları ve tekrarların fazla oluşudur. Yeni baskısında bu mahzurların düzeltilmesini umarak bir ömre sığdırdığı sanat hayatının anılarını bize okuma olanağı verdiği için kutluyorum.


10 Eylül 2026 Perşembe

ARAMIZDAN AYRILANLAR / “BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” - İRFAN YALÇINKAYA

ARAMIZDAN AYRILANLAR / BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA”

Merhaba, “Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda” Söyleşi Dizisi’nde bugüne kadar 12 söyleşi yayınladım. Bu hafta söyleşilere bir ara verip “Bu Yollarda Beraber Yürüdüğüm” ve artık “Aramızdan Ayrılmış” olan kişileri anmak istedim. Tevafuka bakın ki çalışmamda ilk sırada yer alan isim olan Mehmet dedemin de bugün 50. Vefat Yıldönümü. Aradan geçen 50 yılda hayatta iken tanıdığım, acı tatlı birçok şeyi paylaştığım toplam 50 kişiye yer verdim. Her birini kısaca tanıtıp arşivimdeki fotoğraflardan ilgili olanları kullandım. Bu çalışmamla hepsini topluca son bir kez anıp sevgi, saygı, selam ve dualarımı sunup onları kayıtlı kalıcı kılmak istedim. Her biriyle nice anılarım olan bu elli insanın bir veya bir kısmı ile eminim birçoğunuzun da hatıraları vardır. Onlar aramızdan ayrıldı, geride adları, anıları kaldı, dostları olarak da bize düşen hatırlamak, hayır dua kılmaktır.

İlgiyle izleyip hoşunuza gideceğini ve başkalarıyla da paylaşacağınızı umuyorum. Kanalıma abone olursanız memnun olurum.

11.09.2026 / İrfan Yalçınkaya



6 Eylül 2026 Pazar

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/30 - ULVİ ŞEYLER-ULVİ ALACAKAPTAN

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/30
ULVİ ŞEYLER-ULVİ ALACAKAPTAN

Tiyatro sanatçısı, yazar Ulvi Alacakaptan'ın yıllar önce "Ağzınıza Laik" ve "Zehir Zemberek" kitaplarını okumuştum. Bu kitap da bu seriden olup 90'lı yılların sonunda yazdığı köşe yazılarından oluşuyor. Esprili, güldürürken düşün-dürten, kelime oyunlarıyla taşlama yapan bir üslup hakim. Günümüze pek hitap etmeyen, mazide kalan olaylar, anılar ilgisini çekenler için okunabilir elbette, bende iz bırakmadı, etki yapmadı.





3 Eylül 2026 Perşembe

KONUK: DR. ABDULLAH KANSU / “BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” SÖYLEŞİ -12-

BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” SÖYLEŞİ -12 / KONUK: DR. ÖĞR. ÜYESİ ABDULLAH KANSU

Merhaba, Dr. Abdullah Kansu, İstanbul Süreyyapaşa Hastanesi’nde tanıdığım ve iki yıl aynı kurumda beraber çalıştığım Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi bir meslektaşımdır. Baştan söyleyeyim, bu söyleşi çok canlı, dinamik, esprili, neşeli, cıvıl cıvıl, adeta ‘teke tek’ formatında oldu. Abdullah’la önce Edirnekapı Ulubatlı’da buluşup birlikte Mihrimah Sultan Camisi’nden başlayarak mahalle turu yaptık, sonra boğaza nazır bir parkta oturup söyleştik. Yarım saat kadar konudan konuya atladık, bir sürü ismi zikrettik, dünden bugüne mazide gezinip felsefi ve edebi konulara daldık. Bu söyleşiyi mutlaka izleyin, ihmal etmeyin, ertelemeyin derim. İlgiyle izleyeceğinizi ve beğeneceğinizi (beğeni butonuna basarsanız sevinirim) umuyorum. Videoyu başkalarıyla da paylaşır ve kanalıma abone olursanız sevinirim. İyi seyirler.

Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya

https://www.youtube.com/watch?v=FJ5lCYjshIc&t=18s



31 Ağustos 2026 Pazartesi

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/29 - DERYA MAVİSİ Kanatsız Meleklere-PROF. DR. SEDAT GÜRKÖK

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/29
DERYA MAVİSİ Kanatsız Meleklere-PROF. DR. SEDAT GÜRKÖK

Yazar göğüs cerrahisi uzmanı bir meslektaşımızdır. Kendisini özellikle bedelli askerlik yaptığım Ankara GATA'da iken yakından tanıma ve çalışma fırsatı bulmuştum. Mesleki anılarımı kaleme aldığım kitabım 'Benim Yolum'dan etkilenmiş ve bilahare o da anılarını 'Bize Her Yer GATA' ismiyle kaleme almıştı. Geçenlerde whatsapp'tan yeni kitabının çıktığını haber verdi. Tebrik etmek ve hayırlı olsun demek için aradığımda bu kitabının gerçek bir olaydan yola çıkarak hazırladığı ve kurguladığı bir roman olduğunu belirtti. Ben de bu vesileyle hemen okumak için not aldığım diğer kitaplarla birlikte sipariş verdim. Elime ulaşır ulaşmaz da hemen başlayıp bir günde (bir solukta, çırpıda) bitirdim. Öncelikle meslektaşımın roman gibi zor ve zahmetli edebi bir türe el atmasını takdir ettim, Daha önce tıbbi polisiye türünde roman yazan bir diğer göğüs cerrahisi uzmanı meslektaşımız Prof. Dr. Şeyda Örs Kaya'ya ait 'Kıskaç' romanını da bu vesileyle zikredeyim. Sedat, rahat okunan, akıcı, sürekleyici, heyecanlı, şaşırtıcı bir roman yazmış. Daha yolun başında olan yazara eğer bu yolda devam edecekse bazı önerilerim olacak. Kitabın içindeki bazı ifadeler ve tasvirler beni rahatsız etti, ama Sedat'ın dilini ve üslubunu bildiğim için şaşırmadım, fakat yine de daha dikkatli olunabilirdi. Bazı konularda tekrara düşmemeye özen gösterilse kitabın hacmi biraz azalabilirdi. Romanın ara başlıkları olmasa roman havasına daha uygun düşerdi. Dedim ya, yazar daha yolun başında ve katedeceği daha çok mesafe var. İlk roman denemesine göre gayet başarılı bulduğumu belirteyim. Marifet iltifata tabidir derler, yazarı tebrik ediyorum, ilginç ve şaşırtıcı bir imkansız aşk hikayesi okumak, bu cesarete, emeğe değer vermek ve yazarı yeni çalışmalara teşvik etmek için alıp okumanızı öneriyorum. Zira hekimlik, cerrahlık gibi zor ve zahmetli bir mesleği icra ederken bir de emek ve yetenek isteyen edebi çalışmalara imza atmak herkesin harcı değildir. Sedat kanaatimce işte bunu başarmış.


30 Ağustos 2026 Pazar

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/28 - TIP BUDUR-EDİTÖR:İLKNUR ARSLANOĞLU

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/28

Yıllar önce 'Tıp Bu Değil' kitaplarından ilkini okumuştum, diğerini ise okumadım. 'Tıp Budur' kitabını ise alalı çok olmasına rağmen bir türlü okumak kısmet olmamıştı. Sonunda çeşitli nedenlerle beş ay sürse de kitabı okuyup bitirmeyi başardım. Dünyada ve ülkemizdeki modern tıp felsefesini ve uygulamalarını irdeleyen bu tür çalışmaları önemsiyor, değerli buluyorum. Kitap bir kişi ve bir konuyu içermiyor, farklı branşlarda hekimlerin toplumda sıkça karşılaşılan rahatsızlıklara dair bilinenden farklı bilgi, birikim ve tecrübelerini paylaşmasından oluşmuş. Kitabı yalnız hekimler değil, hastalar ve yakınları da dahil herkes okuyabilir. Zira içerik ve dil buna uygundur. Bu tür kitapların özellikle yeni yetişen hekim adayları olmak üzere okuyan herkese farklı ve özgün bakış açıları kazandıracağını düşünüyor, tavsiye ediyorum. Dikkat çekmek istediğim tek nokta, 2014 tarihli kitabın yazarlar tarafından güncellenip yeni konuların ilave edilmesidir. Böyle ufuk açıcı ve tefekküre çağıran kitaplara çok ama çok ihtiyacımız var. Zira robotların ve yapay zekanın tıp alanında devreye girdiği bu çağda tıbbın etik, ahlaki ve bir çok açıdan tartışılıp sorgulanmaya ihtiyacı vardır. Tıp tekrar nesnesi değil öznesi olan insana dönmeli, onunla barışmalı, kaynaşmalıdır.



29 Ağustos 2026 Cumartesi

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/27 - BU KADAR YOKSULLUK NEDEN VAR?-BAYRAM KARAÇOR

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/27
Yazarın daha önce 'İnsana Yön Veren Değerler' kitabını okumuş ve ayrıca 'Halk Üniversitesi Öğretim Üyeleriyle Söyleşi' dizisi kapsamında bir söyleşi yapmıştım. Söyleşi sonrası hediye ettiği kitabı yeni okuma fırsatı buldum. Beyan Yayınları'nın 'Neden Var Serisi'nin 9. kitabı olan bu kitabın aslında tam ismi 'Yeryüzünde Yeteri Kadar Nimet Varken Bu kadar Yoksulluk Var'dır. Yazar, konuyu enine boyuna edebi bir dille, örnekler vererek işlemiş, herkesin anlayabileceği bir dille yazmış. Kitap iyi ve tavsiye edilebilir. Fakat bir eksiği, hem de önemli bir eksiği olduğunu düşünüyorum. Yazar, yoksulluğun tarihini, genel özelliklerini ve Dünya'daki durumunu ele alırken, yaşadığı ülkeyi es geçmiş gibi. Haklı olarak emperyalizm ve sömürüye vurgu yaparken ülkemizde gerek emperyalistler gerekse yerli işbirlikçileri eliyle 'ülkede yeteri kadar nimet varken neden bu kadar yoksulluk var' bunu irdelemiyor. Temmuz 2026 itibariyle Türk-İş verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı (gıda harcaması) 37 bin TL, yoksulluk sınırı 120 bin TL iken ve de en düşük emekli aylığı 24 bin TL, asgari ücret net 28 bin TL iken, gelir dağılımı adaletsizliği zirve yapmış ve küçük bir azınlığın servetin çoğunluğunu elinde tuttuğu bir ülkede buna değinmemesi ve neden diye sorup irdelememesi mazur görülemez. Nedense bu ülkede bir konu veya sorun olduğunda projektörleri hep dışarı ve başkalarına yöneltirken içeri ve kendimize yöneltmiyoruz. Tıpkı sömürenleri eleştirirken sömürülenlerin buna neden izin verdiğini ve ayağa kalkmadıklarını (kıyam, isyan etmediklerini) sorgulamaktan imtina ettiğimiz gibi. Halbuki biz "ne ezen (sömüren, zalim) ol, ne de ezilen (sömürülen, mazlum) ol" diyen bir inancın, dünya görüşünün, felsefenin insanlarıyız, müminleriyiz.


27 Ağustos 2026 Perşembe

KONUK: PROF. DR. ÖZLEM ORUÇ / “BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” SÖYLEŞİ -11-

BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” SÖYLEŞİ -11 / KONUK: PROF. DR. ÖZLEM ORUÇ

Merhaba, Özlem Malas Oruç, İstanbul Süreyyapaşa Hastanesi’nde tanıdığım ve 19 yıl aynı kurumda beraber çalıştığım Göğüs Hastalıkları Uzmanı Profesör bir meslektaşımdır. Çalışkan, nazik, sakin ve hanımefendi biridir. Güneşli fakat çok rüzgârlı bir yaz gününde Süreyyapaşa yerleşkesinin B Blok otoparkında portatif sandalyelerimize oturup “Süreyyapaşa’dan Gelip Geçenlerden” iki kişi olarak karşılıklı söyleştik. Heybeliada ve Süreyyapaşa yıllarına ait izlenimler, anılar, 28 Şubat Postmodern Darbe Süreci’nde mütesettir bir bayan doktor olarak yaşadıkları, idarecilik tecrübesi, palyatif bakımın kuruluşu ve gelişimi dahil birçok şeyi bir saate yakın konuştuk. Söyleşinin hoşunuza gideceğini ve başkalarıyla da paylaşacağınızı umuyorum. İlgiyle izleyeceğinizi ve beğeneceğinizi (beğeni butonuna basarsanız sevinirim) umuyorum. Videoyu başkalarıyla da paylaşır ve kanalıma abone olursanız sevinirim. İyi seyirler.

Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya

https://www.youtube.com/watch?v=lEOWSN3XW1w



22 Ağustos 2026 Cumartesi

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/26 - MEHDİ'DEN ÖNCE DEVRİMDEN SONRA İRAN-MUHAMMED BERDİBEK

 KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/26

Tatilde başladığım kitabı 11 gün içinde bitirdim. Bu güne kadar İran konusunda çok kitap okudum fakat hepsi genelde devrim dönemine aitti. Fakat bu çalışma İran'da gerçekleşen devrimi 2025'e kadar getirmiş, çok yönlü ve derinlikli analiz etmiş. Yazar zengin kaynakça kullanmış ve birikimini çok iyi sistematize etmiş. Kitabı okurken dünden bugüne İran siyasetinde ne olup bittiğini çok iyi izleyebiliyorsunuz. Bu kitabı okuduktan sonra İran konusu kafamda daha bir netleşti, yerine oturdu, adeta bir aydınlanma yaşadım. Yazar önyargılara, şablonlara ve peşin hükümlere itibar etmeden İran konusunu  olduğu gibi önümüze koymuş. On üzerinden on verdim ve İran'da olup biteni anlamak için mutlaka okunmalı kanaatindeyim. Bu kitabı okumayan birinin İran hakkında konuşmasını abesle iştigal olarak görüyor, ciddiye almıyorum.



21 Ağustos 2026 Cuma

FİLİSTİN GAZZE SOYKIRIMININ SAĞLIK BOYUTU (SAĞLIKSOYKIRIMI) HAKKINDA BİR MAKALE VE BELGESEL

13 Ağustos 2026 Perşembe

KONUK: RAHMİ YILMAZ / “BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” SÖYLEŞİ -10

BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” SÖYLEŞİ -10 / KONUK: RAHMİ YILMAZ

Merhaba, Rahmi Yılmaz, mahalle ve kültürünün olduğu zamanlarda cami imam hatibimizdi. Yaz tatillerinde elifba ve dini bilgileri ondan öğrendik. Büyüdük, evlendik dini nikahımızı o kıydı, günü geldi babamı kaybettim, köyümüzde cenaze namazını o kıldırdı. Üniversite yıllarına kadar da kitabım olmadı, kütüphanesini bize açtı. Bu yıl mahallede 50 yılını dolduran Rahmi abi, mahallenin yarım asırlık mazisinin canlı tanığıdır. Bu yollarda beraber yürüdüğümüz özel ve önemli insanlardan biri olan Rahmi abiyle, yeni caminin bir köşesinde yaptığımız söyleşide, dünden bugüne mahallemizi, komşuları, camiyi, toplumsal rolünü, uzun yıllar görev aldığı umre ve haccı ve daha birçok şeyi konuştuk. Söyleşiyi izleyen herkesin kendi mahallesinden, camisinden, mazisinden ortak ve benzer birçok şey bulacağını düşünüyor ve başkalarıyla da paylaşacağınızı umuyorum. İlgiyle izleyeceğinizi ve beğeneceğinizi (beğeni butonuna basarsanız sevinirim) umuyorum. Videoyu başkalarıyla da paylaşır ve kanalıma abone olursanız sevinirim. İyi seyirler.

Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya

https://www.youtube.com/watch?v=vCfKgtAbOwU&t=167s



FİLİSTİN 36 - FİLM DEĞERLENDİRMESİ

FİLM DEĞERLENDİRMESİ – FİLİSTİN 36

 

FİLMİN TANITIMI: Annemarie Jacir’in senaryosunu yazıp yönettiği, baş rollerde Hiam Abbass, Kamel El Basha, Jalal Altawil’in oynadığı 2025 yapımı iki saatlik filmin konusu kısaca şöyle; 1936 yılında, Filistin’in birçok bölgesinde, Milletler Cemiyeti mandası altında ülkeyi yöneten ve sömürgeci güç olarak görülen Britanya yönetimine karşı direniş giderek büyümeye başlar. Aynı dönemde, Nazi zulmünden kaçarak bölgeye yerleşen Yahudilerin gelişiyle Filistin’deki toplumsal ve siyasal dengeler de hızla değişmektedir. Yusuf, Halid ve diğer gençler, bu çalkantılı dönemde direniş saflarına katılır. Sömürge yönetimine karşı yürütülen mücadele ile direnişçilerin kişisel hikayeleri iç içe geçerken, yaşananlar zamanla derinleşir ve günümüze kadar uzanan çatışmanın belirleyici dönüm noktalarından birine dönüşür.

 

FİLMİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Birçok uluslararası ödüle sahip olan filmden epey bir süre önce haberim olmuştu ve fragmanını da seyretmiştim. Fakat sinemada seyretme imkânı bulamadım. Elbette bu mazeret değil, zira pandemiden bu yana (yaklaşık 6 yıl) sinemaya gitmeyen ben, reklam ve çekim tekniğinden de etkilenerek ailecek onca para ödeyip Nolan’ın Dede Korkut Hikayeleri misali (ki filmde Tepegöz hikayesi birebir aynı idi) Homeros’a ait tarihi kurgu efsane filmi Odysseus’u seyrettim. Biri hayal bu film ise gerçek hatta gerçeğin az bir kısmı, zira esas gerçek daha acı ve hüzün dolu. Osmanlı 1917’de İngiltere karşısında yenilince Filistin’den çekildi, İngilizler Kudüs ve tüm Filistin’i işgal edip manda yönetimi kurdu. Zaten İngiliz Dış İşleri Bakanı Lord Balfour, 1917’de açık bir mektupla Siyonist Yahudi Lord Rothschild’e ikibin yıldır hayallerini kurdukları ve ondokuzuncu yıl sonlarında Theodore Herzl tarafından ilk Siyonist kongrede siyasi olarak ete kemiğe bürünen ve Tanrıları tarafından kendilerine Filistin dahil vaad edilmiş topraklarda bir Yahudi Devleti’ni müjdelemiş, Filistinlilere de “rahat olun, sıkıntı yok, canınız yanmayacak” diyordu. Aynı İngilizler 1917’den sonra (ki birinci emperyalistler arası savaşta İngiltere saflarında Siyonist Yahudi taburu vardı ve Osmanlı’ya karşı savaşmışlardı) Filistin’e yerleşimci (işgalci, kolonyalist, sömürgeci) göçünü teşvik ediyor (aslında Filistin’e Siyonist Yahudi göçü Osmanlı zamanında da vardı ama azdı ve çatışma yoktu), buna karşı çıkan Filistinlileri de her yol ve yöntemle cezalandırıyordu. Zira bugünkü ABD gibi o günkü İngiltere de yahudilerin etkisinde ve kontrolünde idi ve İmparatorluğun özellikle Hindistan gibi sömürgelere giden güzergahta güvenilir bir vekile, bir askeri ve lojistik üssüne, bir partnere ihtiyacı vardı, Araplar bu noktada hem sömürüldükleri hem de farklı dinden oldukları için buna müsait değildi, güvenilemezdi. İşte film bu sürecin 1936 yılındaki kısmına odaklanıyor ve İngiliz yönetimindeki Filistin’de olanları bir nevi özetliyor. İngilizler memnun, Siyonist yahudiler memnun ama Filistinliler binlerce yıldır vatanları olan toprakları adım adım işgal ve terör sonucu kaybetmeye başladıkları için mutsuz ve tedirgin idi. Aslında Filistinliler canları, kanları, sevdikleri dahil bu yolda feda ediyor ama nafile zira dünyadaki Siyonist Yahudi lobi daha organize, kararlı, donanımlı ve hazırlıklı idi ve de dünyanın o zaman ki süper gücü İngiltere’nin desteğini ve yardımını arkalarına almış durumda idiler. Araplar ise dağınık, eğitimsiz, yoksul, yalnız ve kimsesiz idi. Filmde Filistin’li şehirli ve köylü insanların ahval ve şeraiti, duygu ve düşünceleri, mücadeleleri, açmaz ve çıkmazları çok güzel vurgulanmış. Daha Naziler Almanya’da henüz toplama kampları kurmamışken başta Avrupa ve Doğu Bloku olmak üzere dünyanın dört bir yanından yahudiler İngiltere’nin teşvik ve yardımı ile akın akın Avrupalı beyaz adamın Amerika’ya gidişi gibi Filistin’e gelip el koydukları (satın aldıkları miktar yok denecek kadar az) ve kurdukları terör örgütleri (İrgun, Stern, Lehi gibi -ki bugünkü adı IDF yani İsrail Savunma Kuvvetleri) ile Filistin köylerini göçe zorlayıp boşalttırarak Kibbutz denen etrafı çevrili korunaklı kollektif tarım çiftlikleri kuruyorlar, silahlanıyorlar. İngiltere itrail’in doğumu için Filistin’i dölledi, rahmi onlar için hazırlayıp büyümeleri gelişmeleri için uğraştı, yani babalık yaptı ta 1917’den 1945’e kadar. Sonra ikinci emperyalistler arası paylaşım mücadelesinden ABD galip çıkınca o da İngiltere gibi içerdeki güçlü ve zengin Yahudi lobisinin arzusu, desteği ve kendi emperyal projeleri için bölgede kendisine bağlı ve bağımlı bir Yahudi devleti istiyor ve 1948’de kendi kurumu BM eliyle bu hilkat garibesi, şeytan tohumu, kötülüğün vücut bulmuş hali itrail’in ebesi, anası olarak doğumunu yaptırıyor. Aslında ABD’nin iti it’rail’in doğumu ile insanlık o zaman ölmüştü. Zira itrail tarihte bugüne kadar kötü ve kötülük yapanların tümünden daha fazla kötülük yaptı, yapıyor, yaptığı ve yapacağı kötülüklerin çeşidi, sınırı yoktur, Naziler bile bunların kötülükte, vahşette eline su dökemez. Dünyada hiçbir kanun, kural, yasa onları bağlamaz, takmazlar. Zira kendilerini Tanrı’nın öz ve seçilmiş evlatları, dünyanın geri kalanını goyim (yani sığır, yani hizmetçi, yani insanımsı yaratık) olarak görürler. Bu dinci gerici çağdışı, mürteci, gerici, vahşi haham rejimi ve itrail halkının %99’u (her toplumda en az %1 iyi insan vardır) hastadır, sapıktır, canidir, insanlık düşmanıdır, iflah olmaz şifa bulmaz yaratıklardır. Filmin güzel ve orijinal bir yanı da bir zamanlar Filistin ve tarihi ile ilgili belgesel arşiv görüntüleri ile de desteklenmesidir. Filmi mutlaka ve mutlak mümkünse ailecek oturup seyretmenizi öneririm. Filistin mücadelesi eninde sonunda Allah’ın izni ve yardımı ile zafere ulaşacak, itrail ve Siyonizm yenilecek, tarihe karışacaktır. Nehirden denize özgür ve bağımsız Filistin için bugüne kadar toprağa düşen şehitleri, yaralanmış gazileri, hapishanelerdekiler dahil Filistin’in tümünde ve Dünyadaki (diyaspora) direnen Filistinli kardeşlerimi (ki Arapların en onurlu, en direnişçi, en dayanıklı olanları Filistinlilerdir kanaatimce) sevgi ve saygı ile selamlıyor, tebrik ve takdir ediyorum. Filistin özgür ve bağımsız olduğu gün dünya bu Siyonist Yahudi soykırımcı terör şebekesinden kurtulacak, Filistin’e, Bölgeye ve Dünyaya barış ve huzur gelecek inşallah ve biiznillah.

 

Filmi Türkçe alt yazılı olarak izleyebileceğiniz linkler;

https://www.hdfilmcehennemi.nl/palestine-36-film-13/

https://dizifilmizle.to/film/filistin-36

https://yabancidizi.my/film/palestine-36






 

11 Ağustos 2026 Salı

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/25 - Sevgili GAZZE&Bir Doktorun Anıları-ORHAN ALİMOĞLU

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/25

Bugüne kadar otuza yakın meslektaşımın anılarını kaleme aldığı kitabı okudum. İçlerinden bir tanesi 1990’lı yıllarda Rus-Çeçen Savaşı sırasında savaşı bütün boyutlarıyla yaşamış, tanıklık etmiş bir Çeçen cerraha ait olup kitabın adı Yemin (İki Ateş Arasında Bir Çeçen Doktor) idi. Şimdi de ikincisini okudum, meslektaşımız 2006 yılından bu yana siyonist yahudi terör örgütü it'rail tarafından tam bir kuşatma altında tutulan (ki resmen dünyanın ve tarihin en büyük toplama kampı ve açık hava hapishanesi) ve defaatle saldırıya uğrayıp katliam ve yıkıma uğratılan Gazze'ye ateşkes zamanlarında 2014-2023 yılları arasında, insani yardım, eğitim ve kongreler vesilesiyle yaptığı ziyaretlerine ait gözlem, değerlendirme ve anılarını bu kitapta toplamış. Edebi ve duygusal yönü de güçlü olan Genel Cerrahi Profesörü Alimoğlu, kitabını kendi arşivinden seçtiği fotoğraflar ve tanıklıklarla çok güzel hazırlamış. İyi ki de hazırlamış yayınlamış, bu sayede biz de onun gözünden, bakış açısından dünden bugüne yüreğimizin bir yerinde hala kanamaya devam eden coğrafyamızın önemli bir parçası Filistin Gazze hakkında yeniden bilgilerimizi tazeledik, bilinçlendik, hüzünlendik, umutlandık. Mesleğimizi onurlandıran, güzel örnekliklerden birini sergileyen bu meslek mensubumuzun kitabını okumak için ille de hekim, sağlık çalışanı olmanız gerekmez, aynen Filistin Gazze konusuyla ilgilenmek için müslüman olmak gerekmediği gibi, sadece ve sadece duyarlı ve okumayı seven bir insan olmanız yeter. Kitabı mutlaka alın ve okuyun derim. Bilgi olmadan bilinçlenme ve direniş olmaz, olamaz.



9 Ağustos 2026 Pazar

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/24 - ALİYA&Bilgelik Yurdunda Bir Ömür-HÜSEYİN KANSU

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/24

Boşnak kökenli eski milletvekili Hüseyin Kansu'nun öteden beri Aliya İzzetbegoviç ile ilgili çalışmalar yaptığını, panel, sempozyum, konferans gibi etkinliklere katılıp onu ve mücadelesini anlattığını biliyorum, hatta yıllar önce böyle bir panele ben de katılmıştım. Oğlu Abdullah, Süreyyapaşa Hastanesi'nde başhekimlik yaptığım dönemde Göğüs Hastalıkları asistanı idi. 2016 yılında Srebrenitsa Soykırımı'nın yıldönümünde ailecek Bosna&Hersek'i ziyaret etmek istediğimde onu aramış, onun vesilesi ile onlara ait Zambak Tur ile (tabii ki tur ücretini ödeyerek) 4 günlük bir seyahate çıkmıştık. Abdullah ile iletişimim whatsapp üzerinden devam etti, yıl içinde babasının hazırlayıp yayınlanacak kitabını haber verdi. Geçen ay ortasında kendisi ile Edirnekapı Ulubatlı civarında gezinti ve ayrıca "Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda" söyleşi dizisi kapsamında söyleşi yaptık. Bilahare babasının kaleme aldığı kitaptan da bir tane hediye etti. Kitabı iki günde okudum bitirdim. Uzun yıllar ta Bosna Savaşı (Soykırımı) yıllarından beri merhum Aliya ile birlikte olan Hüseyin Bey, İzzetbegoviç ile ilgili bugüne kadar elindeki bilgi, belge, arşiv ne varsa bu kitapta toplamış, bu konuda muhtelif zamanlarda yaptığı konuşma ve kaleme aldığı makaleleri de zikretmiş. Aliya'nın düşünce dünyası ve mücadelesi hakkında kendi bakış açısından söylemek istediklerini belirtmiş. Kitaba bir nevi Aliya İzzetbegoviç okuma klavuzu olarak bakabilirsiniz. Ne yalan söyleyim benim beklentim farklıydı, farklı bir çalışma bekliyordum.  Olsun, yazarın birikimi ve kapasitesi çerçevesinde bu konuda elinden geleni yaptığı kanaatindeyim. Aliya İzzetbegoviç fikriyatı ve mücadelesine bir giriş mahiyetinde okunabilir.  


 

7 Ağustos 2026 Cuma

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/23 - KAYIP COĞRAFYANIN İZİNDE/DOĞU TÜRKİSTAN SEYAHATNAMESİ-TAHA KILINÇ

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/23
"Heybemden Seçkiler" kitabımda GeziYorum başlığı ile dört geziye ait izlenimlerime yer vermiştim. Ayrıca birçok seyahat kitaplarını da alıp okudum. Fakat bu kitap içlerinde en iyisi ve en nitelikli olanı idi. Doğu Türkistan'ı işgal, istila edip  sömürgeleştiren Çin'in, müslüman Uygurları asimile etmek ve Çinlileştirmek için her yol ve yöntemi uyguladığını güncel tanıklıklarla okuma fırsatı buluyorsunuz. Yazar seyahate çok iyi hazırlanmış, plan programlı bir gezi yapıp izlenimlerini tarihle harmanlayarak ve gördüklerini fotoğraflayarak adeta belgesel çapta bir çalışmaya imza atmış. Bu acı ve hüzün verici izlenimleri okurken yazarın da kitapta belirttiği ve uyardığı gibi tevafuk bu ya Çin, Türkiye'den bir grup gazeteciyi Doğu Türkistan gezisine davet etmiş. Çin'in sponsor olduğu CGTN Türk YouTube kanalında dört bölümlük bu gezinin videosunun ilk bölümünü seyrettim, yazarın haklı olduğunu gördüm. "Objektif: Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'ne Yolculuk" adlı bu gezi Çin'in propaganda amaçlı bir faaliyeti olup Uygurlar'ın Çin sayesinde tehlikeli fikirlerden arınıp (arındırılıp) uygarlaştırıldığı anlatılıyor. Merhum ebem derdi ki; "Gavurun ekmeğini yiyen, gavurun türküsünü söyler". Doğu Türkistan'a Sincan (Çince Xinjiang yazılır, yeni toprak, sınır, zemin anlamına gelir) demek bile Çin'in iddialarına kanmak, teslim olmak demektir. Kitaba on üzerinden on verdim ama Şia ve İran ile ilgili yorumuna tümüyle katılmadığımı ifade edeyim. Fakat yazarın Türk, Sünni, Tasavvufi dindar biri olduğunu düşününce şaşırmadım. O kadar kusur olabilir. Bu kitabı ne yapıp edip alıp okuyun lütfen. Filistin gibi Doğu Türkistan da bizim coğrafyamız ve insanımızdır. Kaldı ki Uygurlar'ın uğradığı zulme duyarlı olmak için Türk, Uygur ya da müslüman dindar biri değil sadece insan, elbette duyarlı, diğergam insan olmak bile yeter.


6 Ağustos 2026 Perşembe

KONUK: CELAL SANCAR / “BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” SÖYLEŞİ -9-

Merhaba, Celal Sancar, seksenli yıllarda İktibas Dergisi ve Ercümend Özkan ağabey vesilesiyle tanıştığım ve dostluğumuzun hala sürdüğü güzel abilerimden birisidir. 1984’ten 1997’ye kadar tam 14 yıl İktibas Dergisi Dinleme Servisi’ni hazırladı. Ercümend abinin vefatından sonra da emekli olup 1996-2000 yılları arası derginin bürosunda görev yaptı. Sohbeti, muhabbeti iyi olan Celal ağabeyin insanlarla diyalogu ve sosyal yönü çok güçlü olduğu için söyleşide birçok kişinin de zikri geçti, düşünce ve anılarını paylaştı. Söyleşinin sonunda bir pişmanlığını dile getirdi ve bir dua ile bitirdi. Söyleşinin hoşunuza gideceğini ve başkalarıyla da paylaşacağınızı umuyorum. İlgiyle izleyeceğinizi ve beğeneceğinizi (beğeni butonuna basarsanız sevinirim) umuyorum. Videoyu başkalarıyla da paylaşır ve kanalıma abone olursanız sevinirim. İyi seyirler.

Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya

https://www.youtube.com/watch?v=2AWdP4PKpdc&t=55s 



29 Temmuz 2026 Çarşamba

KONUK: MUSTAFA EVERDİ / “HALK ÜNİVERSİTESİ’ ÖĞRETİM ÜYELERİYLE” SÖYLEŞİ -12-

Merhaba, ben bugüne kadar jön türklerden olduğumu sanırken söyleşinin başında Mustafa Everdi’nin deyimi ile “bön türkler”denmişim. Onun dilinden hikayemi/zi dinledim. Ondokuz kitabı olmasına rağmen kendisini yazar olarak hissetmeyen Everdi, “İslamcı” olmadığını da belirtti. Bunda özellikle son çeyrek yüzyılda ülkedeki iktidarın icraatlarının da payı olduğunu ekledi. İslam’ın siyasal yönünün devamlı vurgulanmasına karşın ahlaki, vicdani, estetik ve adalet boyutunun ıskalandığını belirtti. Ercümend Özkan’ın davalarında avukatlık da yapan Everdi, “Türkiye’de özgün olan tek İslamcı, Ercümend Özkan’dır” tespitinde bulundu. Birlikte Hasan Boynukara dostumuzu da andık. Edebi kimliği ön planda olan Everdi ile gündeme gündem dışına, güncele geçmişe dair birçok konuda elli dakika zamanın geçişini unutturan zevkli ve sürükleyici bir söyleşi yaptık.

İlgiyle izleyeceğinizi ve beğeneceğinizi umuyorum. Videoyu başkalarıyla da paylaşır ve kanalıma abone olursanız sevinirim. İyi seyirler.

İrfan Yalçınkaya

https://www.youtube.com/watch?v=gaMdAPzDh0o



İKİ KİTABIMIN ŞARKISI

Altmış yaşını aşmışken kırk yılı aşkın mesleki ve meslek dışı emeğimin yazılı ürünü olarak iki kitap hazırladım ve yayınladım. "Benim Yolum" ve "Heybemden Seçkiler". Bu iki kitabı iki dizelik şiirsel bir metinle yapay zekâ yardımı ile şarkı haline getirdim. Umarım beğenirsiniz.

29.07.2026 / İrfan Yalçınkaya


26 Temmuz 2026 Pazar

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/22 - ÇİÇEKLENMELER-MELİSA KESMEZ

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/22

Kitabı en son kitap siparişimde 2025 kitapyurdu okur ödülleri hikaye kategorisinde yılın en iyi 3. kitabı olduğu için almıştım. Gün içinde okuyup bitirdim. Sürükleyici ve edebi yönden güçlü bir kitap. Yıllarca süren tekdüze bir evlilik sonunda kocasını yitiren bir kadının eşinin gözü gibi bakıp hiç kullanmadığı karavana binip Ege kıyılarında bir yere gidip orada yine eşi tarafından terk edilmiş karavanda yaşayan genç bir erkekle hikayesini anlatıyor. Hikaye bir yere kadar belli bir mantık örgüsünde geldi ama sonu tuhaf ve anlaşılmaz bir şekilde bitti. Çerezlik kabilinden vakit geçirmek için özellikle kadınlar okuyabilir, beni pek sarmadı, ille de okuyun demiyorum, paşa gönlünüz bilir.


25 Temmuz 2026 Cumartesi

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/21 - HÜSEYİN HİLMİ IŞIK VE IŞIKÇILIK-MUSTAFA AKMAN

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/21

Kitabın yazarını Van'lı yıllardan tanıyorum. Bir süre önce iki kitabıma karşılık iki kitabını değiş tokuş yapmıştık. Bu kitabı gerçekten bilimsel ve akademik yönden benden tam not aldı, her yönüyle titiz ve emek ürünü orjinal bir çalışma. Türkiye'deki bir tarikat&cemaat karışımı daha çok holdinge benzeyen, kurucusu Hüseyin Hilmi Işık'ın soyadından hareketle Işıkçılık diye bilinen bir yapının mezhepler tarihi açısından zihniyet analizini fevkalade yapmış, bu konuda başucu ve başvuru kitabı olmuş adeta. Kaynakça zengin, tahliller yetkin ve sonuçta ortaya çok güzel bir çalışma çıkmış. Yazar 2020'de doçent olmuş, aradan beş yıl geçmiş, halihazırda üniversite mensubu olan yazarın bu eseri ile profesörlük titrini çoktan hak ettiği kanaatindeyim. Kıymetli hocamıza teşekkür ve takdirlerimi sunuyorum. Konuya ilgisi olanların mutlaka okuması gerektiğini düşünüyor ve tavsiye ediyorum.


9 Temmuz 2026 Perşembe

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/20 - ERZENGİZ-MUSTAFA EVERDİ

İsmi gibi kendi de sıradışı, tuhaf, muamma. Okudum okumasına da 'ne anladın hele gardaş bir anlat' deseniz ne anlatacağımı bilemiyorum. Zira bildik romanlara pek benzemiyor. Evet romanda Erzen diye bir kız var ama daha çok yazarın hayalinde kurgu bir karakter gibi, yazar yarattığı bu karakter üzerinden kadın, aile, evlilik, aşk, cinsellik dahil değinmedik şey bırakmamış. Cümleleri bir kuyumcu titizliği ile seçmiş, okuyucuyu şaşırtmak ve ters köşeye yatırmak için çok uğraşmış. Sonunda kendisinin yargılandığı bir mahkeme ile de bitirmiş. Okuması zevkli fakat 'anladıysam ne olayım' cinsinden bir roman. Belki ikinci kez okusam yazarın meramını anlar, sırrı çözerim ama gözüm kesmiyor. Yazarın bizzat hediye ettiği kitabı bitirdiğim an ben de birine hediye ettim. Postmodern edebi romanseverlere tavsiye ederim.


“BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” SÖYLEŞİ -8- KONUK: ALMANYA’DAKİ DOST TALAT ÖZHAN

Merhaba, Talat Özhan, 35 yılı aşkındır Almanya’da yaşıyor. Kendisi ile 1990’lı yılların başında Ercümend Özkan vesilesiyle olan tanışıklık ve dostluğumuz hala sürüyor. Bir dönem (20 yıl) İktibas Dergisi’nin Almanya temsilciliği görevini yürüttü. Söyleşi sırasında Almanları, Almanya’daki insanımızı konuştuk. Araştırmacı yazar düşünür Kürşat Atalar ile yaptığı uzun söyleşinin kitaba dönüşmesi hikâyesini anlattığı gibi yine uzun yıllar Almanya’da yaşarken geçen yıl aramızdan ayrılan ortak bir dostu Mehmet Demirel’i de yad etmeyi unutmadık. Söyleşi sonunda en büyük hayalini ve özellikle başta gençler olmak üzere tavsiyelerini zikretti. İstanbul Fatih'te bulunan Şehzade Camisi’nin iç avlusunda yaptığımız bu sıcak, samimi ve dopdolu söyleşinin hoşunuza gideceğini ve başkalarıyla da paylaşacağınızı umuyorum. İlgiyle izleyeceğinizi ve beğeneceğinizi (beğeni butonuna basarsanız sevinirim) umuyorum. Videoyu başkalarıyla da paylaşır ve kanalıma abone olursanız sevinirim. İyi seyirler.
Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya
https://www.youtube.com/watch?v=6t5ehLc-hbA&t=109s



2 Temmuz 2026 Perşembe

‘HALK ÜNİVERSİTESİ’ ÖĞRETİM ÜYELERİYLE SÖYLEŞİ -11- KONUK: ABDURRAHMAN ARSLAN

Merhaba, Abdurrahman Arslan’ın ilk kitabı olan “Modern Dünyada Müslümanlar” ve bilahare yazılarından yapılan derlemelerle yayınlanan diğer sekiz kitabından biri olan “Nehri Geçerken” kitaplarını okumuştum. Deniz derya birikimine rağmen oldukça mütevazi ve beyefendi bir insan olan, birilerinin kendisine “senin söylediklerinin alıcısı yok” dediği fakat Türkiye’nin ve özellikle İslami kesimin önde gelen sosyologlarından Abdurrahman abiyle modernizm, postmodernizm, Batı, İslam düşüncesi, kültür, aile, kadın, İslami kesim, Gazze ve daha birçok konuda özel ve özgün bir söyleşi yaptık. Kırk beş dakikalık söyleşiyi izlediğinizde çok beğeneceğinizi ve bana hak vereceğinize eminim.
İlgiyle izleyeceğinizi ve beğeneceğinizi umuyorum. Videoyu başkalarıyla da paylaşır ve kanalıma abone olursanız sevinirim. İyi seyirler.
İrfan Yalçınkaya
https://www.youtube.com/watch?v=8V3aIrB9Tyo&t=102s





26 Haziran 2026 Cuma

KİTAP DEĞERLENDİRMESİ-2026/19 - BEKLE BENİ-ZÜLFÜ LİVANELİ

Ömer (bu önismi pek bilinmese ve kendisi pek kullanmasa da) meşhur ismiyle Zülfü Livaneli'nin daha önce çok sayıda romanını okudum. Romanları da müziği gibi başarılıdır. Bu son romanında 12 Mart 1971 askeri muhtırası sonrası kendisinin de dahil olduğu sol sosyalist kesimin yaşadığı baskı, cezaevi ve işkence günlerini eşi ve kızı da dahil kendi yaşamından da kesitler sunarak roman havasında anlatıyor. Bu romanı nedense pek beğenmedim zira artık bu ülkedeki sol sosyalist pratikten, söylemlerden, eylemlerden eskisi kadar hoşlanmıyor, hazzetmiyorum. Belki aradan geçen yarım asır sonrası biz de yaşlandık, yaşadık ve gördük ki, sağ sol hepsi yalanmış. Hiçbiri bu halkı ve devleti çözümleyememiş, hep bir yerlerden özellikle yurt dışından esen rüzgarlardan etkilenmişler. Bedenen değil ama zihnen bazı rahatsızlıklara düçar olmuşlar, sonra da hayatın, ülkenin, dünyanın gerçeklerine toslamışlar. Bu toprakların insanına, inancına, kültürüne tam vakıf olamamışlar. Çareyi, çözümü içerde değil dışarıda aramışlar. Sistemin kurucu ve kurtarıcı mütegallibe kesimi ve ideolojisiyle hesaplaşmadan bir çıkış bulabileceklerini düşünmüşler ve sonuçta elde başarısızlık ve hüsran kalmış ama yine de kuyruğu dik tutmaya çalışmışlar ve hâlâ da çalışıyorlar. Livaneli iyi bir müzisyen ve edebiyatçı ama halkın tümünün değil belli bir kesiminin türkülerini söylüyor, hikayelerini anlatıyor. O nedenle kendimi ona ve dünyasına çok yakın hissetmiyorum, sahici bulmuyorum. Onun mensup olduğu kesim faraza iktidarı ele geçirse idi romanda anlattıklarının bir başka versiyonunu yaşayacağımızı düşünüyorum. Onun bu ülkenin dindar kesimine, Filistin meselesine dair tek bir hikayesi, romanı, şarkısı varsa ben sözlerimi geri alacağım söz. Kitabı 70'li yıllarda Livaneli ve mensup olduğu kesimin yaşadıklarını yeniden hatırlamak isteyenler okuyabilir.


22 Haziran 2026 Pazartesi

2026 YILI KİTAP DEĞERLENDİRMELERİM / 1-18. KİTAPLAR / İRFAN YALÇINKAYA

Resim 1. 2026 yılı içinde şu ana kadar okuduğum 18 kitabın kapakları

2026 YILI KİTAP DEĞERLENDİRMELERİM

1-18. KİTAPLAR

İRFAN YALÇINKAYA

 

NOT: Uzun yıllardır okuduğum kitapların bitiminde kısa bir değerlendirmesini yapıp sosyal medyamda ve whatsapp’da birkaç grup ve kişilerle paylaşıyordum. Bu da oldukça sınırlı bir çevreye erişmeye olanak veriyordu. Geçenlerde gelin kızım “baba, okuduğun kitapların değerlendirmelerini neden bizimle de paylaşmıyorsun?” deyince ona hak verdim ve “onuncu köy” blogumda bundan böyle kitap (hatta film, dizi de olabilir) değerlendirmelerimi paylaşmaya karar verdim. Nasıl her sene başında yıl içinde okuduğum kitapların toplu bir analizini yapıyorsam ve kütüphanemde okumuş olduğum ya da okumayı düşünmediğim kitapları hediye etmek için listesini yapıp paylaşıma açıyorsam, bundan böyle okuduğum her kitabın değerlendirmesini kitap bitiminde bloguma koyacağım. İlk olarak 2026 yılında şu ana kadar okuyup değerlendirmesini yaptığım kitapların (18 Kitap) topluca değerlendirmelerini sunuyorum. Umarım faydalı olur.

Kitaplı günler diliyorum.

22.06.2026 / İrfan Yalçınkaya

 

1.   SİZ DÜNYAYI AFFERDER MİYDİNİZ? – HAMZA ER

 

Bu yılın ilk kitabını yılın ilk günü başlamama rağmen ancak 25 gün sonra bitirebildim. Aslında akıcı, edebi, duygusal ve bir solukta okunabilecek bir kitap ama görev yeri değişikliği nedeni ile çok yoğun olduğum için böyle oldu. Bugün karar verdim, oturdum ve kitabı okuyuverdim. Konu çok güzel, zira iki güzel şahit ve şehit kızın hayat öyküsünü yazmış yazar, iyi de yapmış, bu iki nadide insanın hikayesi anlatılmaya değer. Biri siyonist itrail'e ve bölgedeki işbirlikçi baskıcı rejimlere destek veren ABD'den kalkıp işgal ve soykırım altındaki Gazze'ye gelip Filistinlilere destek verirken katledilen Rachel, diğeri ABD ve itrail'in kontrolü altındaki Mısır'daki Firavun rejimine karşı dururken Rabia meydanında şehid edilen binlerce insandan biri olan Esma. Hamza ne güzel düşünmüş ve kaleme almış bu iki güzel insanın öyküsünü. Okurken zaman zaman ağladım, gözyaşlarıma hâkim olamadım. Yazarın iki kitabını okumuştum, bu kitabı ile adeta zirveyi zorlamış. On numara beş yıldız verdim. Vicdan sahibi her insanın okumasını tavsiye ediyor ve Rachel, Esma ve onlar gibi bu yolda, Allah yolunda, hakikat yolunda, insanlık yolunda hayatlarını ortaya koyanlara dua ediyor, aziz hatıralarını sevgi ve saygı ile yad ediyorum.

 

2.    SULAR ÜSTÜNDE GÖKLER ALTINDA – KAAN MURAT YANIK

 

Roman okumayı severim, beni dinlendirir. Geçen yıl aldığım kitapyurdu Türkiye okur ödüllerinin roman kategorisinde 5. olan bu kitap tarihi bir roman olup 1490'lı yıllar İstanbul'undan İspanya'ya oradan Kolomb ile Güney Amerika'ya uzanan bir yolculuğun kâh gerçek kah kurgu ortaya karışık bir biçimde heyecanlı ve hüzünlü ama sonu mutlu biten bir serüveni anlatıyor. Yazar dili iyi kullanmış, tarihi malumat ile kurguyu doğru ve yerinde harmanlamış. Tarihte bir yolculuğa ve denizci kalender ile okyanuslara açılmaya hazırsanız, sizi sıkı bir macera bekliyor. Roman ve özellikle tarihi roman sevenler kaçırmasın derim. Zira ben çok beğendim ve keyif aldım.

 

3.    BU KENTTİR GİDİP GİDECEĞİN YER – KONSTANTİNOS KAVAFİS

 

Kitap Süreyyapaşa'daki görevinden ayrılan bir idarecinin kütüphanesinden seçtiğim kitaplardan biri idi. İsmi fiyakalı olup dikkatimi çekmişti. Şiir kitabı olduğunu bilmiyordum, roman zannediyordum. Yine de okudum şiir kitabı niyetine. İki şiir dışında hiçbir şiir ilgimi çekmedi. Biri 'Barbarları Beklerken' diğeri 'Şehir'. Şairin cinsellik saplantısı, sapkınlığı şiirlerine çok yansımış, hoşlanmadım. Şiir severim ama bu şiir kitabını hiç sevmedim, tavsiye etmiyorum.

 

4.    BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE – ORHAN KEMAL

 

Bu ülkede Osmanlı'dan Cumhuriyet'e değişmeyen bir sorun var ve halen de farklı boyut ve biçimlerde devam ediyor.  Adına ister geçim derdi ister ekmek parası ister gelir dağılımı adaletsizliği deyin, insanı insanca yaşamaktan alıkoyan, canını, sağlığını, namusunu, onurunu tehlikeye atan onulmaz bir yara, dert bu. Yazar bir zamanlar Çukurova denilen bölgede pamuk tarlalarında çalışan ırgat denilen insanların acılımı acılı öykülerini anlatıyor. Bir kısmı kurgu ve hayal ürünü olsa da çoğu gerçek ve can yakıcı. Ne yazık ki bu ülkenin tuzu kuru, doğuştan şanslı, seçkin kitlesi azınlık olsa da çoğunluğu işçi, emekçi, ırgat, maraba, açlık ve yoksulluk sınırında ya da altında yaşayan insanlar. Yazarın mahpushane yıllarından kalma dili rahatsız edici de olsa, roman da olsa, sıradan, adı sanı bilinmeyen fukara Anadolu insanının, köylüsünün hikayesi satırlara iyi yansıtılmış. Yitip giden hayatlar, cehennemi andıran bir vasat, telef olup giden insanlık. Akıcı, sarsıcı, yürek yakan ve kahreden bir roman, yüreğiniz elverirse okuyun derim. İyi ki ahiret var, hesap var, cennet ve cehennem var.

 

5.    YEDİ EKİME GİDEN YOL – ERIK SKARE

 

Kitabı geçen yıl katıldığım Gaza Tribunal yani Gazze Mahkemesi adlı uluslararası toplantıda bir kitap standından almıştım. Oslo Üniversitesi'nde tarihçi olan yazar, konusunda uzman olup 'Filistin'de İslamcılığın Kısa Tarihi'ni çok güzel analiz etmiş. Böyle bir çalışmayı bu ülkede bu yetkinlikte yapabilecek bir analist olduğunu sanmıyorum. Dört dörtlük harika bir araştırma inceleme. Kitabı bitirdiğinizde 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı Operasyonu'nun neden yapıldığını anlıyorsunuz, zira Gazze'nin önünde bu huruç (çıkış, yarma) harekâtı dışında hiçbir seçenek yoktu. Bunca olup bitenden sonra hâlâ 7 Ekim hatadır, olmamalıydı, itrail’in bir oyunudur diyenler Filistin konusuna 109 yıldır çözüm getiremeyen, Gazze'nin maruz kaldığı 16 yıldır süren ağır kuşatmaya, tecride ve açık hava hapishanesine, toplama kampına ve kabristana dönüştürülmesine karşı ciddi hiçbir şey yapmayan adilerdir, Gazze'yi yalnızca bombalanma zamanlarında hatırlayanlardır. 7 Ekim konusunda HAMAS ve diğer silahlı Filistin direniş örgütlerine dil uzatıp laga luga edenlerin ağzına kürekle vurmak isterdim. Kitaba Filistin konusunda on numara beş yıldız verdim, meraklısı mutlaka okusun. Filistin diye bir derdi olmayanın da değil müslüman insan olduğuna bile inanmıyorum.

 

6.    İNCİL & TEMEL TÜRKÇE TERCÜME – GDK

 

Sh. 64'de bıraktım. Kitabın Değerlendirmesi yazının sonunda Resim 2'de

 

7.    35C – AHMET ÖRS

 

Kitabı, edebiyat öğretmeni ve özgür yazarlar birliği başkanı Ahmet Örs'ün yazar olan avukat bir arkadaşı ile yeni çıkan kitaplarının tanıtım söyleşisinde kitap takası ile aldım. Kitaba ismini veren İETT hattı gibi epey kısmını otobüslerde okudum. Türü roman diyor ama ben böyle bir roman okumadım, fikir uçuşması gibi bir şey, ne bir şey anladım, ne de aklımda bir şey kalmadı. Şiir olsun, resim olsun ben bu son dönem postmodern edebiyattan pek anlamıyorum galiba. Yazar hoş görsün ama ben bu tarz romana ısınamadım, alışamadım, sevemedim. Elbette meraklısı okur, anlar, ona bir şey diyemem, belki de sorun bendedir, ne bileyim.

 

8.    272 – MEHMET ALİ BAŞARAN

 

Kitabı, kitapla ilgili söyleşi sonrası yazarından kitap takası usulü ile imzalı olarak aldım. Bir avukatın canına kıymış bir genç kızın davası üzerinden hayatı, ölümü, mülteciliği, intiharı, yoksulluğu, genç kız psikolojisini ve daha birçok şeyi sorguladığı duygusal bir kitap, hacmi küçük ama yürek acısı büyük. Kitap beni hüzne boğdu. Okurken çaresizliğin kıyılarında gezindim, ölüm gelip yüreğime oturdu. Bir zamanlar özellikle 'zafer' elde etmek için 'iyi' değil kötü olan ve de halkçı üç hizip birlikte bu ülkede başta Suriye'liler olmak üzere göçmenler üzerinden halkı kin, öfke ve galeyana getirip oy devşiren ve hepimizi bir şekilde etkileyenler aklıma geldi, kahroldum, onlara beddua ettim. Ve sonunda dilimden Yunus'un şu dizesi dökülüverdi "Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm, yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi". Kitabı okuyun derim, bu yürek dağlayan ölüm yalnızca adli tutanaklarda kalmasın, vicdanımızı diriltsin.

 

9.    AŞK HİKAYESİ – İSKENDER PALA

 

İskender Pala, divan edebiyatı profesörü olup iyi ve üretken bir yazardır. Sayısını hatırlamayacağım kadar romanını okudum. Kitaplarını genelde beğenir ve tavsiye ederim. Bu kitabında bir aslında iki aşk hikayesi anlatmış. Günümüzde aşk tensel seviyeye indirilip seviye kaybederken bu kitapta da fazlasıyla idealize edip abartılmış. Okumakta ve bitirmekte zorlandım. Yazarın çok fazla kitap neşrettiğini düşünüyorum, sayıyı düşürüp kaliteyi arttırması gerektiği fikrindeyim. Ha bir de geçen yıl yiğit bulut'tan boşalan Türk Telekom yönetim kurulu üyeliğine atanınca hayal kırıklığı yaşamış ve kızmıştım. Yazar özgür ve bağımsız olmalı, böyle bir ulufe ve kıyağa iltifat etmemelidir. Benim açımdan bu iki sebeple yazar hükmünü yitirmiş, mazide kalmıştır. 

 

10. İBN-İ SİNA’NIN TALEBESİ HEKİM – NOAH GORDON

 

Kitabı geçen yıl Eylül başında söyleşi için ziyaret ettiğim İrfan Taştepe abimin kărhanesinden biraz da metazori ile almıştım. İbn-i Sina'nın talebesi Hekim başlığı ilgimi çekmişti. Mesai saatleri içinde dinlenme vakitlerinde okuyordum. Pek sarmasa ve bazı hususlar rahatsız etse de sabırla 444. sayfaya kadar geldim yani yarıdan fazlasını okudum. Evet bu bir roman ama yazar hayal gücünü o kadar zorlamış, tarihi verileri o kadar çarpıtmış ve özellikle Batılıların çokca kullandığı cinsel fantezilerle bezemiş ki sonunda işi İbn-i Sina'nın eşlerinden biri ile zina yapmaya kadar vardırmış. Tepem attı, kitabı derhal elinden bıraktım. Bir de hekim adayı olacak talebe deyyus, ustasının hanımına uçkur çözecek kadar ar haya damarı çatlamış. Kitabı bırakın okuma tavsiyesini, elinize bile almamanızı, boykot etmenizi öneririm. 

 

11. ADİL HAFIZANIN IŞIĞINDA OSMANLI’NIN SON SAVAŞI – ALTAY CENGİZER

 

Kitabı alalı çok ama okumak yeni kısmet oldu. 750 sayfayı iki aya yakın bir sürede okuyabildim. Tarihe dair kitapları okumayı severim. Osmanlı İmparatorluğu'nun Türkiye Cumhuriyeti'ne evrildiği birinci dünya (emperyalistler arası) savaş farklı bir yaklaşımla adeta akademik bir ders kitabı çapında anlatılmış. Bugüne kadar özellikle sağcı muhafazakâr mukaddesatçı (bir açıdan da Osmanlıcı) çevrelerin Abdülhamid II'yi göklere çıkarıp İttihat ve Terakki'yi günah keçisi ve İmparatorluğun yıkılışının yegâne müsebbibi gibi göstermelerinin gerçeklerle bağdaşmadığını zengin kaynakçası ile çok güzel anlatmış. Osmanlı bütün canı kanı varı yoğu ile bir beka savaşına girmek zorunda kalırken Çanakkale dahil bütün cephelerde ölüm kalım mücadelesi vermiş ve kendisi ölürken yeni bir devletin doğuşuna da imkan ve fırsat verdi. O yüzden İttihat ve Terakki'ye adil ve hakkaniyetle yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum. 1915 Ermeni hadisesi de kitapta çok güzel izah edilmiş, bu konuda çok okudum ve bu kitap beni ikna etti, son noktayı koydu. Tarihe meraklı olanlar için farklı bir bakış açısı ile Osmanlı'nın son savaşını okumak isteyenler için tavsiye ederim.

 

12. İNSAN OKUDUM – MUSTAFA EVERDİ

 

Yazarın okuduğum dördüncü kitabı. Okumak için para virip aldığım bu son eseri Kurban Bayramı tatilinde Ankara'da kendisini ziyaret edip Halk Üniversitesi kapsamında söyleşi yaptıktan sonra hediye ettiği kitapları arasında da vardı, bu nedenle dün bir komşuma bayram hediyesi olarak verdim. Kitabı üç günde okuyup bitirdim. Yazar esprili, mütefekkir biri olup özgün ve özgür tespitleri var, okumak keyif veriyor. ESKADER 2025 yılı portre dalında ödül de alan kitapta adını bilip bilmediğim bir sürü insanın kısa portresi sunulmuş. Hepsi ilginç ve öğretici olmakla birlikte Ercümend Özkan, Neşet Ertaş ve Ruhi Su portreleri daha da ilgimi çekti. Nadir bir edebiyat türü olan insan (portre-keşke kapakta potre diye yanlış yazılmasa idi- denemelerini) okumanın faydalı olduğu kanaatindeyim, tavsiye ederim.

 

13. BAHÇIVAN VE ÖLÜM – GEORGI GOSPODINOV

 

Roman, hikâye okumayı severim, bu kitap da bu sebeple en son siparişte aldığım kitaplar arasında idi. Kitapyurdu sitesinin okurları arasında düzenlediği oylamada 2025 Roman kategorisinde en yüksek oyu alan kitap(lardan) olduğu için tercih etmiştim. Bulgar kökenli bir yazar bahçıvanlık da yapmış, akciğer kanserine yakalanıp ölmüş babası ile olan ilişkisini, hastalık sürecini, bütün yaşadıklarını duygusal bir atmosferde kaleme almış. Yeni bir yazarı, hasta bir baba ve yazar oğul ilişkisini, Bulgar edebiyatını, kültürünü anlamak açısından faydalı oldu fakat çok da sarmadı. Ama akıcı ve edebi, okunabilir kanaatindeyim.

 

14. TURNA VE GAYDA – BERAT DEMİRCİ

 

Kitabın ismini geçenlerde bir komşumla sohbet ederken ondan duydum. Sağ olsun kütüphanesinden buldu ve okuduktan sonra geri verme şartı ile verdi. Kitap 2000 yılında TYB ödülü de almış. Sivas'lı bir yazarın Sivas'ı, tarihini, kültürünü ele aldığı denemelerinden oluşuyor. Konular yerel ve güzel, rahat okunuyor ve farklı bir dil kullanılmış. Kitaba niye böyle bir isim verildiğini aynı adlı son deneme yazısını okuyunca anlayabildim. Turna Anadolu'nun türkülere konu olmuş meşhur bir kuşu eyvallah ama gayda ile ne alakası var? Onu da yazara ve kitabına hürmeten söyleyemem, bir zahmet alıp siz merakınızı giderin. Meşhur olmayan pilavcı misali meşhur olmayan yerel yazarları ve eserlerini ihmal etmeyin derim.

 

15. DANTE’YLE ŞAMAN DANSI – MUSTAFA EVERDİ

 

Yazarının hediye ettiği kitaplardan birini daha dün başladım bugün bitirdim. Kitaba ismini veren öykü, kitaptaki 23 öyküden biri. Farklı konularda esprili, şaşırtıcı ve ilginç öyküler. Bir çırpıda okuyup bitirdim. Kısa öyküler sevenler kaçırmasın derim. Son öyküleri sabah vakti spordan sonra sitenin toplanma mahallinde yeşillikler içinde serin bir sessizlikte bitirdim.

 

16. TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL DEĞİŞİMİN EKSENİ OLARAK MODERN VE MUHAFAKAR KADININ EVRİMİ – HASAN BOYNUKARA

 

Kitabı öğleye doğru elime almamla ikindiye kalmadan bitirmem bir oldu. Hepi topu yüz sayfalık kitap hava atmana gerek yok diyebilirsiniz elbette. Bir zamanlar 28 Şubat Postmodern Darbe Süreci'nde 'Örtünmeye Dair" adlı bir deneme kaleme almıştım ama sonradan birkaç sebeple bu yazımı "Heybemden Seçkiler" kitabıma seçmedim, koymadım. Kütüphanemde kadın konusu ile ilgili 12 kitap vardı, onları da okumadım, zira bu konu bir erkek olarak nedense ilgimi çekmedi. Kitapları bir bayan asistanıma vermiştim okuyup bir çalışma çıkarması için o da ilgilenmedi. Kadın konusu ile ilgili bu kitaplardan beşinin yazarı kadın, yedisinin yazarı da erkek idi. En eski yayın 1986, en yenisi ise 2002 tarihli idi. İşte Hasan Hocam bir erkek olarak bu zor ve netameli konuyu çok yönlü olarak ele almış, almaya cesaret etmiş. Ve hakkını da vermiş. Kitaplar dolusu okunup ancak ulaşılabilecek sonuçları yüz sayfada özetlemiş. Kadın konusunu bir erkek akademisyen ancak bu kadar objektif ele alabilirdi herhalde. Her bölümü ayrı bir kitap çalışması olacak konuları önümüze anlayabileceğimiz sadelikte ve bilgelikte koymuş. Son zamanlarda okuduğum en fikir dolu orijinal çalışmalardan biri idi, on üzerinden on verdim, mutlaka okumanızı hararetle tavsiye ediyorum. Keşke bu konuyu bir de bir kadın yazarın kaleminden okuma imkânı ve şansına sahip olsak, bekliyorum, benim hâlâ ümidim var.

 

17. İTİN BİRİ – BÜLENT AKYÜREK

 

"Bir kitap okudum, (hayatım değişti)" diyeceğimi sandıysanız yanıldınız, okudum ama anlamadım evet ilk defa bir kitabın ne anlattığını anlamadım, belki de sorun bendedir. Yazar geçen yıl vefat etmişti, vefatından sonra övgüler gırla gidince iki kitabını aldım birini henüz okumadım, fakat bu kitabı tam bir hayal kırıklığı idi benim açımdan, inşallah diğeri kayda değerdir. 

 

18. SON KIZ – NADIA MURAD

 

Kitap Irak ve Suriye'de yuvalanan IŞİD adlı terör örgütünün özellikle Ezidilere yaptığı zulmü ve özellikle kız&kadınlarına yönelik cinsel saldırıları Nadia isimli bir mağdurenin dilinden anlatıyor. Başta söyleyeyim bir insan, bir erkek, bir Türk ve bir müslüman olarak üzüldüm, kahroldum, lanetledim. Bu kitap daha önce okuduğum Zülfü Livaneli'nin 'Huzursuzluk' kitabına ve de Engin Akyürek'in 'Kaçış' dizisine de ilham kaynağı olmuş. Emperyalizm ve siyonizmin işgal edip kaosa sürüklediği bu coğrafyada bu terör örgütleri halkları birbirine düşürmek ve kırdırmak için çok kullanışlı aparatlar olmuştur. Tabiri caizse iti ite kırdırıp halklar arasına düşmanlık tohumları ekip sömürülerini sürdürdükleri gibi bir de işgallerini perdeleyip kurtarıcı pozisyona bürünüyorlar. Nadia tecavüzün kendilerine bir silah olarak kullanıldığını belirtiyor ki doğrudur, Ruanda soykırımındaki benzer hadiseleri hatırlıyor, hatırlatıyor ama İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya'nın Çinli kadınları askeri genelevlerde kullanmasını, Filistin'deki siyonist yahudilerin hapishanelerde Filistinli kadınlara tecavüzlerini ve Sırpların Boşnak kadınların onbinlercesine tecavüz kamplarında kötülük ettiğini hatırla(t)mıyor. Son söz olarak kendi başına gelenler açısından dünyadaki son kız olmayı diliyor ama ne yazık ki bu zalim dünyada o ne ilk idi ne de son olacak, insan nefsi olduğu sürece bir güzel dilek, temenni, ideal ve hayal olarak kalacak. Kitabı tavsiye ediyorum.


    
                Resim 2. 6. Kitabın Değerlendirmesi